RSS

Etiket arşivi: kalp zikri

ZİKRİ HAFİ – ZİKRİ KALBİ – SESSİZ ZİKİR



 

 

 

 

 

 

 
            Nakşibendilik, zikir hususun da hafi (sessiz) zikri benimsemiştir. Rabbimiz (c.c) Kur’an-ı Kerimde “İçinden, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma. 1″ buyurmaktadır. Nakşibendilik, bu hafi zikir sayesinde, Allah’ın (c.c) zikrinin kalpte güçlenmesi ve yerleşmesini hedefler ve sağlar. Böylelikle, gönül dış etkenlerden bağımsız olarak Rabbini (c.c) zikretmeye çalışır. Bu hal Kur’an-ı Kerimde şu şekilde ifade edilir ve övülür “Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.2″. Bu ayet-i kerimede ki kişilerin hallerinin de hafi zikre ne kadar uygun olduğu ehlince malumdur. Tabi bu ayette bir başka husus daha vardır. Bu ayette “kalbin” idraki de söz konusudur. Ayetin son kısmına baktığınızda, göz ve kalp denmiştir. Bildiğiniz gibi göz baktığı görüntüyü beyine iletir. Beyinde aldığı bu görüntüyü değerlendirir, burada aklın idraki söz konusu, fakat, bu zahiri etkileşimin kalpte yankılanması, yani kalbinde idraki söz konusudur. Buda işin hissi kısmıdır. Zaten insan “his” ten yoksun olsaydı, gördüğü görüntünün çok fazla bir anlamı olmazdı. Mesela bir ölüyü görürdü, öldüğünü bilir, ama içerisinde hisse dayalı bir üzüntü olmazdı. Kalbin Allah’ı (c.c) zikretmesi, Allah’la (c.c) irtibatlı olmasının önemini birde aşağıdaki hadis-i şerifleri tetkik ederek birlikte görelim. 

İki göz delillerdir. Kulaklar kapılardır. Dil de tercümandır. İki el iki kanattır. Karaciğer şefkat, dalak gülme ve akciğerler nefes yeridir. Böbrekler ise mekir yeridir. Kalb de meliktir. Melik temiz olursa, tebaası da temiz ve sağlam olur. Melik fesada uğrarsa tebaası da fesada uğrar. 3 

İman temenni ile değil, tahalli (kılık-kıyafetle) de değildir. İman kalbte takdis edilen bir sırdır ki, onu ef’al ve hareket tasdik eder. İlim de iki türlüdür. Lisan ilmi, kalb ilmi. Faydalı olan kalb ilmidir. Lisan ilmi ise Allah (z.c.hz)’nin insan aleyhindeki hüccetidir. (ikincisi ise amelidir.) 4 

Kendinde Hikmetten birşey olmayan kalb, harap bir ev gibidir. Şu halde öğrenin, öğretin. Fıkıh tahsil edin ve cahil olarak ölmeyin. Zira Allah cahillik için mazeret kabul etmez. 5 

Allah (z.c.hz.) sizin cisminize bakmadığı gibi, soyunuza, mal ve mülkünüze de bakmaz. Kim de ki salih kalb bulunur, ona muhabbet eder ve salih nazarla bakar. Siz Ademoğulları, hanginiz daha muttaki olursanız Bana daha sevgiliniz o olur. (Takva da ilim, irfan ve akla göre olur.) 6 

Kalblerde ayın bulutu gibi bulut vardır. Bulut kalkınca ay nasıl parlarsa ve bulut galib gelince ay nasıl kararırsa, kalb de öyledir. 7 

“Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Şüphesiz, her derede, âdemoğlunun kalbinden bir parça bulunur (yani kalp her şeye karşı bir ilgi duyar). Öyleyse kimin kalbi bütün parçalara ilgi duyarsa, Allah onun hangi vadide helak olacağına hiç aldırmaz. Kim de Allah’a tevekkül ederse, kalbinin her şeye (ilgi kurarak dağılmasını önlemek için) Allah ona yeter.” 8 

Hz. İsa İbnu Meryem aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Allah’ın zikri dışında çok kelam etmeyin, kalpleriniz katılaşır. Çünkü katı kalp Allah’tan uzaktır, fakat bunu bilemezsiniz. Kendiniz efendiler imişcesine insanların günahlarına bakmayın, bilakis, kullar olarak kendi günahlarınıza bakınız. Çünkü insanlar(ın birkısmı) belaya maruzdur, (birkısmı âfiyete mazhardır, bela (imtihan) sahiplerine merhamet edin. Mazhar olduğunuz afiyete de hamd edin.” 9 

“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı işittim. Demişti ki: 
“Fitneler, tıpkı (kamışlardan örülen) hasır gibi, (insanların kalbine) çubuk çubuk atılır. Hangi kalbe bir fitne nüfuz ederse onda siyah bir leke hasıl olur. Hangi kalp de onu reddederse onda beyaz bir benek hasıl olur. Böylece iki ayrı kalp ortaya çıkar: Biri cilalı taş gibi bembeyazdır; dünyalar durdukça buna hiçbir fitne zarar vermez. Diğeri ise, alaca siyahtır. Tepetaklak duran testi gibidir; bu kalp, ne iyiyi iyi bilir, ne de kötüyü kötü. O, hevadan (beşeri değerlerden) kendisine ne yutturulmuşsa, onu (hak veya batıl) bilir.” 10 

            Bu hadisi şeriflerden de anlaşıldığı üzere, kalbin Allah’la (c.c) irtibatlı olması, O’nun zikrinden gafil olmaması çok önemlidir. Bu konuyu aşağıdaki ayet-i kerimeler ile sonlandırmak istiyorum: 

Allah bir bedende iki kalp yaratmamıştır. 11 (Kalbi Allah’a (c.c) adamanın bir yolu, kalbî sessiz zikirdir.) 
Ancak Allah’a kalb-i selîm (temiz bir kalp) ile gelenler (o günde fayda bulur) 12 (Kalbi Allah’tan başka şeylerden temizlemenin bir yolu, kalpten yapılan sessiz zikirdir.) 
Görmeden Rahmân’a saygı gösteren ve(Allah’a) dönük bir kalp getiren herkesin (mükâfatı budur).13 (Kalbi Allah’a (c.c) döndürmenin bir yolu, kalpten yapılan sessiz zikirdir.) 
Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur. 14 
Kendilerine kulaklar, gözler ve kalpler vermiştik. Fakat kulakları, gözleri ve kalpleri kendilerine bir fayda sağlamadı. 15 (Kalbin yaratılış fıtratına döndürülmesinin bir yolu, kalpten yapılan zikrullahtır.) 
Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur. 16 (Kalbin körleşmemesinin bir yolu da, kalpten yapılan sessiz zikirdir) 
Allah’a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).17 (Körleşmiş gözlerin açılmasının bir yolu da, kalpten yapılan sessiz zikirdir.)

Bir sonraki yazımız, bu zikrin tesirinin metodize edilmiş hali olan, Nakşilikte ki 11 esas üzerine olacaktır. 

Allah’a (c.c) emanet olunuz. 

Dipnot: 
1- Araf/205 
2- Nur/37 
3- Ramuz 224/9. Ravi: Hz. Ebû Said (r.a.) 
4- Ramuz 361/10. Ravi: Hz. Enes (r.a.) 
5- Ramuz 336/2. Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma) 
6- Ramuz 92/5. Ravi: Hz. Ebû Malik el Eş’ari (r.a.) 
7- Ramuz 382/10. Ravi: Hz. Ali (r.a.) 
8- Kütübü Sitte 7231 – Ravi Amr İbnu’l-As radıyallahu anh 
9- Kütübü Sitte 5340 – İmam Mâlik’e ulaştığına göre Muvatta, Kelâm 8, (2, 986). 
10- Kütübü Sitte 4733 – Müslim rahimehullah’ın rivayetinde (Huzeyfe radıyallahu anh) anlatıyor: Müslim, İman 231, (144). 
11- Ahzab/4 
12- Şuara/89 
13- Kaaf/33 
14 – Rad/28 
15- Ahkâf/26 
16- Hacc/46 
17- Kaaf/8

 
Yorum yapın

Yazar 20 Eylül, 2011 in Naksibendi Sufi

 

Etiketler: ,

Zikir Çeşitleri



Kur’an ve sünnette farklı zikir çeşitlerinden bahsedilmiştir. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz bütün zikir çeşitlerini bizzat yapmıştır. Tek başına zikir yaptığı gibi, cemaat halinde halka zikri de yapmıştır.

Gizli zikrin yanında açık zikri de icra etmiştir. Ashaptan bazılarının meşrebine uygun olarak kendilerine zikir öğretmiş; bazılarına açık, bazılarına gizli zikri tavsiye etmiştir. Ayrıca herkesin yapması gereken zikir çeşitlerini de belirtmiştir.

Efendimiz (say) tarafından miktarı, yeri ve zamanı belirlenen zikirler aynen uygulanır. değiştirilemez. Mesela, farz namazlardan sora otuz üçer defa ‘Sübhanellah, Elhamdülillah, Allahu ekber’ demek ve peşinden ‘ La İlahe İllallahü vahdehü La Şerike Lehü ‘ zikri ile bu rakamı yüze tamamlamak gibi.

Bu zikirlerin miktarı, yeri ve şekli bellidir. Kimsenin ekleme ve çıkarma yapma yetkisi yoktur. Namazların rüku, secde ve oturuşlarında okunan dua ve zikirler de böyledir. Tesbih namazı, telbiye, teşrik tekbirleri, ezan, kamet gibi belirlemiş zikirler de aynen uygulanır.

Bunların dışında Kur’an ve sünnette herhangi bir sayı, şekil ve zaman belirtilmeden teşvik ve tavsiye edilen zikirler mevcuttur. Bu tür zikirlerin alanı ve zamanı geniştir. Allahu Teala’yı anma ve yüceltme manası taşıyan her kelime veya cümle ile bu tür zikir yapılabilir.

Bu zikirler temelde ayet ve hadislere dayanır. Bu zikirlerin içinden içtihatla tercih yapılabilir. Bu konuda alim ve arif olan kamil mürşitler yetkilidir.

Kalbe ilaç olacak zikir çeşidini bu işte tecrübe ve ehliyet sahibi alimler tespit eder. Bu alimlere mürşit denir.

Bir mürşit tarafından tespit ve telkin edilen zikirler ilaca benzer. Hangi hastalığa ne kadar doz ilaç kullanılacağını doktor belirler.

Kalbin manevi hastalıklarda doktoru ise kamil mürşitlerdir. Bu zatlar, kalbe hangi zikrin şifa vereceğini bilirler. Çeşitli zikirler arasından bir tercih ve terkip yaparlar. Bu terkibi herkes hazırlayamaz.

Bu bir ilim gerektirir. Feraset, müşahede ve tecrübe ile yapılır. Verilecek ilacın şekil ve miktarı insanın mizaç ve meşrebine göre değişir. Bunu ehli olan anlar ve ayarlar. Tasavvufun ana gayesi kalbi Allah’ın zikri ve sevgisi ile mamur hale getirmektir. Bütün tasavvuf yolunun büyükleri, kalbin uyanması ve nefsin ıslahı için gizli veya açık zikir çeşitlerinden birisini tercih etmişlerdir.

Elbette her ikisini birden uygulayanlar da olmuştur. Bu bir kolaylıktır. Böylelikle herkes meşrep ve mizacına uygun olan bir mürşide bağlanır.

Onun terbiye metoduna razı olur. zira önemli olan zikrin en faziletlisi insanın meşrebine en uygun olanı ve az da olsa ihlasla devamlı yapılanıdır.[181][181]

Şimdi bu iki zikir türünün genel özelliklerini tanıyalım.

1-  SESLİ ZİKİR

Bu zikir yüksek sesle ve dille yapılır. Sesli zikirde hedef sesi Allah’a değil, derin gaflet uykusuna dalmış olan nefse işittirmektir. Bunun için önce nefis hedefe alınır. Terbiyeye nefisten başlanır. Daha sonra kalbe sıra gelir.

Bu zikirler tek başına yapıldığı gibi, toplu halde de yapılabilir. Cemaat halinde yapılan zikir, cemaatle kılınan namaz gibi daha faziletli ve faydalıdır.

Tasavvufun en önemli özelliklerinden olan zikr, insanı gafletten koruyan, manevi bir zırhtır. İnsan ancak zikir sayesinde huzur bulur. Zikre devam eden insanların kalbinde dünyaya karşı duyulan rağbet zayıflar ve yerini Allah sevgisine terkeder.

İmam Suyutî’nin sahih dediği bir hadis-i şerifte, bir gün Cebrail (a.s.) gelip dediler ki; “Ya Resulellah, ashabına emret de yüksek sesle tekbir alsınlar”[182][182] buyurmuştur.

Muaz bin Cebel’ın (r.a.) rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.v.):

“Sizden her hangi biriniz gece namaz kıldığı zaman kıraatı cehren okusun. Çünkü muhakkak onun namazına meleklerde iştirak ederler ve kıraati dinlerler. Mümin cinlerden havada ve evde olan komşuları da onun namazına katılırlar ve kıraati dinlerler. Bu suretle evin ve etrafındaki evlerde bulunan cinnilerin fasıklarını da, inadcı şeytanları da tard ve def edip kovalar”[183][183] buyurmuştur.

Allame Tahtavî, Zikri cehrinin faziletine dair de bir çok hadisi şerif olduğunu söyler. Bazı ilim sahiplerine göre zikri cehrinin ameli faydası daha çok başkalarına da etkili olmasıyla beraber, zakirin kalbini uyandırır. Uykuyu giderir, neşeyi artırır, dimağı tefekküre sevk eder.

Bu sebepledir ki zikrullah’ın mescidlerde toplu olarak yapılması alimler tarafından asla kerahet olmayıp, bilakis müstehap olduğunu gösteren hadisler vardır.

Allame Alüsî Ruhu’l-Meanî Tefsirinde, İmam Nevevî’nin Fetva kitabından naklederek şöyle der: Meşru bir sakınca olmadığı vakit aşikare zikir mendup ve Şafiî mezhebine göre de cehri zikir, hafi zikirden daha faziletlidir demiştir.

Büyük velilerden Mahmud İncirfagnevî Hocası Hace Arif Rivegerî Hazretlerinin vefatından sonra, Kale Kapısı önündeki mescidde sesli zikre devam eyledi. Vaktinin büyük alimlerinden Hace Muhammed Parisa’nın dedelerinden Mevlana Hafızuddin, alimlerin üs­tadı Şemsül- eimme Hulvanî’nin işareti ile, Buhara’da, o zamanın en bü­yük imam ve alimlerinin huzurunda, Hace Mahmud’a; “Siz hangi niyetle cehri (sesli) zikr ile meşgul oluyorsunuz?” diye sordu. Cevabında;

“Uyu­yanları uyandırmak, gafillere işittirmek ve insanları dinin ana caddesi ve doğru yolu üzerinde yürütmek, hakikate teşvik etmek, böylece insanla­rın, bütün iyiliklerin anahtarı, her saadetin esası olan tevbeye ve bir bü­yüğe bağlanmalarına sebeb olmak istiyorum” buyurdu. Bunu duyunca, Mevlana Hafızuddin ona;

“Niyetiniz böyle dürüst olunca, böyle zikr et­meniz helal olur” dedi. Ve hakikatın mecazdan ayrılma hududunun ol­ması için, sesli zikrin sınırını (şartını) rica etti. Bunun üzerine Mahmud İncirfagnevî şöyle buyurdu:

“Sesli zikri ancak, dili yalandan ve gıybetten, boğazı, midesi haram ve şüpheliden temiz, kalbi riyadan ve gösterişten uzak, sırrı Rabbinden başka her şeye teveccühden münezzeh olan ya­pabilir” buyurdu.[184][184]

Devrin ileri gelen ilim sahiplerinden Mevlana Seyfeddin Fidda şöyle sormuş:

“Niçin Allah’ı zikrederken cehri zikri tercih ediyorsun?”

Hace Azizan Ali Ramitenî (k.s.) şöyle cevap vermiş:

“Bütün alimler, her müminin son nefeste açıktan Allah’ı zikretmesi gerektiğini söylemişlerdir ve sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) şu mealdeki sözünü delil olarak ileri sürmüşlerdir:

‘Ölmek üzere olanlara kelime-i tevhidi telkin edin.’[185][185]

Tasavvuf yolunun mürşid-i kamilleri olan veliler de bu yüzden şöyle demişlerdir:

‘Dünyada iken alınıp verilen her nefes, aslında son nefes demektir.’[186][186]-[187][187]

 

2- GİZLİ ZİKİR

Gizli zikir, şanı büyük bir iştir. Hak yolcusu salikin kalbi bu zikirle nurlanır. Hak yolcusu salikin alacağı yollar, bu şekilde kısalır, tez zamana varacağı yere varır.

Zikirde esas olan gizliliktir. Çünkü zikredilen zat Allahu Teala’dır. 0, kula şah damarından daha yakındır.

Hz. Resülullah (s.a.v) Efendimiz:

“Zikrin  en hayırlısı, gizli zikirdir,”[188][188] buyurmuşlardır.

Bir yolculuk esnasında Ashab-ı Kiram’ın yüksek sesle tekbir getirdiğini işiten Rasulullah Efendimiz (s.a.v), onları şu şekilde uyarmıştır:

“Böyle sesinizi yükseltip kendinizi yormayın. Siz kulağı sağır veya uzaktaki birisini çağırmıyorsunuz. Sizler, gizli açık her şeyinizi işiten, size çok yakın olan ve hep sizinle beraber bulanan Allah’ı zikrediyorsunuz.”[189][189]

Cenab-ı Hak kulun kalbine nazar etmekte ve onun içinden geçen düşünceleri bilmektedir. Bu durumda sesi yükseltip O’na bir şey duyurmaya gerek yoktur.[190][190]

Zikrin gizliliği hakkında Kur’an-ı Kerim’den ve hadis-i şeriflerden bir çok deliller vardır. Kur’an’da:

“Rabbini kendi içinde tazarru ile (titreyerek) ve korkarak zikret Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”[191][191]

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.”[192][192] buyuruldu. Zira gizli zikir matlub olan şeylerin hasıl olmalarına yarar. Faziletçe daha çok, makam itibarıyle daha büyüktür. Nasıl öyle olmasın ki: O muhafaza edilmiş bir incidir, inciler sandıklarında saklıdır. Ondan, Allah’ın meleklerinin bile haberi olmaz. hafaza (insanların amellerini yazmakla görevli olan melekler) onu deftere yazamazlar. Gizli zikir, aşikar zikirden  faziletçe daha üstün olduğuna dair, ilimde kök salan pek çok alimler olgun arifler açıkça belirtmişlerdir. Gizli zikir yapılması hakkındaki hadis-i şerif ise, şudur: Müslümanların annesi, Hz. Aişe’den rivayet olunur ki:

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) “Bir kısım zikir diğerinden yetmiş kat üstün olur” diye buyurdu. Camiu’s-Sagir kitabında ise,

“Zikrin iyisi, gizli olanı, rızkın iyisi, kafi gelendir” geçmektedir. Bu konudaki hadis-i şerifler pek çoktur.

Dil ile zikredilmesinin faisesi azdır ve pek çok zamanda afetlere maruz kalıp belalardan kurtulamaz. Hatta düşünerek inceleyip insaf edersen yalnız dil ile yapılan zikrin hiçbir faydası olmadığını mukaddes olan ilahi huzura yaklaşmaya sebep olmadığını anlayacaksın. Burada Feyd el-Varid kitabının ibaresi sona erdi.

Ey kardeşim! Allahu Teala seni yukarıda adları geçen kitapların yazdıkları şeylerle ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) sünnetiyle amel etmeye muvaffak eylesin!

Akli delil dahi gizli yapılan zikrin müstehap olduğuna delalet eder. Mesela: Padişahın kölelerinden veya askerlerinden birisi, huzurunda terbiyeye aykırı olarak yüksek sesle ey padişah, ey padişah! demesi, gayet terbiyesizlik ve ahmaklıktır. Zira, köleler, padişah ve efendilerinin nezdinde sükut edip ses çıkarmamaları adettir. Bu akli delil, Reşahat kitabındadır. Yine Reşahat kitabının sahibi demiştir ki:

Bahaeddin Şah-ı Nakşibend Hazretlerinin irşadı zamanında, Şeyh Abdülhalık Gücdevanî’nin ruhaniyeti tarafından azimetle amel etmekle memur olunca, gizli zikretmeyi arzu ederek aşikar zikretmeyi terk etti. Emir Külal’ın müridleri, aşikar zikir ettiklerinde, Şah-ı Nakşibend Hazretleri toplantılarından kalkıp onlardan ayrılıyordu. Yaptığı bu hareketi diğer ashabına hoş gelmez, fakat Hace Hazretleri buna iltifat etmeyip kalplerindeki bu düşüncenin izalesine önem vermiyordu.

Şeyh Alaeddin el-Gücdevanî demiştir ki: Emir Külal el-Vaşî, bana gizli zikir etmemi emretti. Hatta bunu yanında oturanlardan da gizledi.

Hülasa; ey kardeşim! Nakşibendi tarikatının temeli, gizlice zikir etme usulü üzeredir. Bu tarikatın sadatı (uluları) cehren zikir etmeyi kabul etmezler.[193][193]

Ebu Hureyre (r.a.) şöyle buyurur: “Kul Rabbisini gizli olarak zikrederse Rabbi de onu gizlice anar. Eğer cehri olarak cemaatla zikrederse Allahu Teala’da onu daha hayırlı bir cemaat içerisinde zikreder.[194][194]

“Zikrin en faziletlisi muhafaza meleklerinin işitmediği zikirdir.”

Hz. Aişe (r.a.) rivayet ettiği bir hadisi şerifte şöyle diyor: “Gizli zikir -açıkça yapılan- zikirden yetmiş kat üstündür. Kıyamet günü olunca Cenab-ı Allah hesaplarını görmek için bütün mahlukatı geri çevirir, Hafaza melekleri de tesbit edip yazdıkları şeyleri getirir, o zaman Cenab-ı Allah buyurur ki: “Bakınız bir şeyi kaldı mı?” Onlar (melekler): Bildiğimiz ve öğrendiğimiz şeylerden hiçbir şey terketmedik. Mutlaka hepsini, tesbit edip, yazdık, diye cevap verince Cenab-ı Allah buyurur: “Benim nezdimde sana ait bir iyilik vardır. Onun karşılığını sana vereceğim. O da gizli zikirdir.”

Buharî ve Müslim’in rivayet ettiği hadisi şerifte şöyle buyurulur: “Ben kulumun hakkımdaki düşüncesi yanındayım. Beni anınca onunla beraberim. İçinden beni anarsa ben de onu içimde anarım. Beni bir cemaatta anarsa Ben de onu daha iyi bir cemaat içerisinde anarım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.”[195][195]

Büyük veli Cüneyd-i Bağdadî (k.s.) diyor: “Yapılan işler arasında öyleleri vardır ki; onları hafaza melekleri de bilmezler. O işlerin başında, kalben Allah’ı anmak gelir.[196][196]

Sonra da şöyle devam etti:

-Rüya gördüm; halka konuşma yapıyordum.

O konuşma arasında bana bir melek geldi, şöyle sordu:

-Yüce Hakk’a yakınlık duygusu kazananlar, en çok ne ile kazanırlar?

Şöyle dedim:

-Tam ölçülü gizli iş…

Yine dedi ki:

-Yüce Allah, kalblere iyiliğinden verir; amma, ettikleri zikirde temiz duyguları kadar…

Şu söz de onun: “Tasavvufun on tane temel özelliği vardır: Biri de Allah’ı kalpten zikretmektir.”[197][197]

Tavus bin Keysan (r.a) şöyle diyordu: “İbadetlerin en değerlisi, gizliliğine en çok riayet edilendir.”[198][198]

Abdurrahman bin Muhammed es-Sekkaf (k.s.) de şöyle diyor: “Kalb ile ilgili ameller işleyiniz. Zira kalb ile yapılan ameller zahirî amelleri güzelleştirir.”

Ebu Hureyre’nin rivayetine göre:

Arşı a’ladan başka gölgenin bulunmadığı kıyamet gününde yedi sınıf insanın arşı a’la’nın gölgesinde gölgeleneceğini haber vererek bunlardan birisinin de: “Kimsenin bulunmadığı tenha bir yerde gizlice Allahu Teala’yı zikredip gözlerinden yaşlar akıtan kimsedir” diye buyurmuşlardır.[199][199]

Ebu’l-Hasan eş-Şazili (k.s.) ise şöyle demiştir: “Kalblerin zerre miktar bir ameli, azaların dağlar kadar amellerine denk gelir.”[200][200]

Ebu Abdullah el-Busrî (k.s) şöyle demiştir: “Zikir kalble olmalıdır. Yalnız dille yapılır da kalbe işlemezse riya olur.”[201][201]

Şeyh Takıyyüddin der ki: “Kalp ile zikir, kalpten gelmeyerek yapılan bir kıraattan efdaldır.”[202][202]

Muhammed bin Fadl (k.s) diyor ki: “Dil ile zikretmek, günahlara kefarettir. Kalb ile zikr, Allahu Teala’ya yakınlık ve mertebenin yükselmesidir.”

Seyyid Abdülkadir el-Geylanî der ki: “Asıl Allah’ı zikir kalple olur. Kalbi ile Allah’ı zikreden, Allah’ı zikretmiş olur. Kalbi bırakıp yalnız dille Allah’ı zikreden, Allah’ı zikretmiş sayılmaz. Dil kalbin yavrusudur; yavru, anaya uyar.”[203][203]

Yine Gavs şöyle buyurdu: “Ey evlad! Önce kalbinle Hak Teala’yı an. Sonra da dilinle… Yalnız şunu unutma. Bir defa dilden anarsan bin defa kalbinle an. Bilhassa başına gelecek afetlere karşı Hakk’ı an ve sabırlı ol. Hele dünyalık olan bazı kötü şeylerin terki için Hakk’ı anmaktan gayri çare yoktur.[204][204]

Büyük arif Mevlana Halid Bağdadi (k.s) sadık müridi Şeyhu’l-İslam Mekki Zade Mustafa Asım Efendiye yazdığı bir mektupta zikrin önemini kısaca şöyle anlatmıştır:

“Sağlam bir itikada sahip olup, hak mezheplerden birisine uyarak farzları yerine getirdikten sonra, ibadetlerin en yücesi ve en faziletlisi olan gizli zikre devam etmek gerekir.

Zikir esnasında insan, Allahu Teala’nm kendisini gördüğünü, işittiğini ve hiçbir şeyin O’ndan gizli kalmadığını bilmelidir. Burada bilmek taklit değildir. Tahkikle elde edilen bir ilimdir. Bu ilme yakin ilmi denir.

Bu ilme ulaşmak için, insanın Allah’tan başka her şeyden yüz çevirip ihlas, edep ve sevgiyle sünnete sarılması gerekir. Bunun en güzel yolu, irşatla görevli Allah dostlarından birisinin terbiyesi ve tasarrufu altına girmektir.[205][205]

Gücünüzün yettiği kadar, gizli zikre özen gösteriniz, bu yolun büyüklerinin himmet ve tasarruflarını üzerinize çekmeye çalışınız. Sahip olduğunuz yüksek rütbeler sizleri bunlardan alıkoymasın. Bu büyüklerden alacağınız azıcık nisbet bile size çok şey kazandırır.”[206][206]

İmam Gazali (k.s.) der ki: Faideli olan zikir, devamlı ve kalp huzuru ile olan zikirdir. Gafil kalp ile yalnız dilden yapılan zikrin faydası azdır.[207][207]

Yine İmam Muhammed el-Gazali (k.s.) demiştir ki: “Allah’tan başka bir şey hatırına getirmemeğe gayret etmeli, halvette kalp huzuru ile Allah Allah demeğe devam etmeli ve öyle bir hale gelmeli ki, dilini oynatmağı terketmeli ve yine Allah Allah der gibi olmalıdır. Sonra bu hale devam etmeli, ta ki zikir, dilden kalbine intikal etsin. Sonra kalbinden de lafız, harf ve kelimenin şekli kaybolup yalnız bu kelimenin manası kalıncaya kadar sabretmelidir.”[208][208]

Mevlana Halid el-Bağdadî (k.s.) şöyle demiştir: “Zikir, kalpten başlayarak ruh, sır, hafi, ahfa ve nefs-i natika üzerinde yapılarak bütün vücudu sardığında artık zikir ‘zikr-i sultani’ ismini alır.

Zikr-i sultani; zikrin insnın bütün vücudunu sarması hatta bütün eşyada hissedilmesi demektir.”[209][209]

Velilerden Bennan bin Muhammed el-Hammal (k.s.) ise şöyle der: Dille yapılan zikir derecelerin artmasına, kalple yapılan zikir ise Allah’a yaklaşmaya sebep olur.[210][210]

Gavs-i Kasrevî (k.s.); “Nakşibendi tarikatında yapılan amelden Allah’tan başka hiç kimsenin haberi olmaz, hatta meleklerin bile haberi olmaz. Biri sağ diğeri sol omuzunda olan melekler bile haberdar olamazlar. Sağda sevap yazmak, solda da günah yazmak için bulunan meleklerin haberleri olmadığı için yapılan amelleri yazıp hesaba geçirmezler. O Allah’ın ilminde ve emanetinde kalan gizli bir mal olur hiç kimsenin haberi olmaz. Ancak kıyamette Allahu Teala açıkladığı zaman bilinir.

Nasıl ki insanın malı, altın ve gümüşü olsa ve onları saklasa, yerin altına gizlese, artık o emniyettedir. Kimsenin haberi olmaz, hırsız tarafından götürülme veya herhangi bir kimse tarafından zulümle elinden alınma tehlikesi olmaz. Çünkü gizlidir, kimsenin ondan haberi yoktur.

İşte Nakşibendi zikri de böyledir. Gizlenmiş bir mal gibidir. Onda nefis meydana gelip hayrını batıl etmez. O öyle bir maldır ki Allahu Teala’nın melekleri bile onu tesbit edemezler.”[211][211]

Abdurrahman et-Tahi (k.s.) de şöyle demiştir: “Bu tarikat-i Aliye-i Nakşibendiye mensupları, cehri olarak vird çekmezler. Kim vird maksadıyla kendisine verilen zikri yani Allah (c.c.) veya Lailaheillallah kelimei teyyibelerini sesli olarak dört sefer söylerse tarikattan düşerler.”[212][212]-[213][213]

Gizli zikir iki şekilde olur:

Birincisi sadece kalple yapılır. İkincisi kalp ve dille yapılır. Ancak dilin katıldığı zikirde ses yükseltilmez, sadece kendi duyacağı kadar söylenir. Gizli zikir Rasulullah (sav) Efendimiz tarafından en hayırlı zikir olarak tanıtılmıştır.[214][214]

“Kulum beni gizlice içinden zikrederse ben de onu zatımda zikrederim.”[215][215] Kudsi hadisi de, gizli zikrin ilahi huzurda ayrı bir değeri bulunduğunu gösteriyor.

Gizli zikir ilk safhada sadece kalp ile yapılmaktadır. Zikir için Allah lafzı tercih edilmiştir. Dil damağa yapışık halde tutulur. Kalp ile ‘Allah… Allah… ‘denir. Allah lafzı, alemlerin rabbi Yüce Yaratıcımızın özel ismidir. Diğer bütün ilahi isimleri içinde toplamaktadır.

Bu isimle zikredildiği zaman bütün ilahi isimlerin tecellisine ulaşılmış olur. Bu zikir kalp, ruh, sır, hafi, ahta ve nefs latifeleri üzerinde yapılır. Zikrin tesiri tüm vücuda yerleştiği zaman, zikirlerin en faziletlisi olan “La ilahe İllallah”zikrine geçilir. Ancak bu zikir kalp ve dil ile birlikte çekilmektedir. Böylece bütün vücut zikre katılmış olur.[216][216]

 

Vird Nedir?

Vird, düzenli bir şekilde günlük olarak yapılan ders ve zikir demektir. Nakşibendilikte bu ders ve zikirler, gizli usulle yapılır.

Vird kalp için günlük ilaç hükmündedir. Kalbin gafletten uyanması ve şifa bulması için her gün bu ilacın alınması gerekmektedir. Vird, beş vakit namaz gibi müslümanın hayatına girmelidir. Büyükler ‘virdi olmayanın varidi olmaz’[217][217]   demişlerdir.

Varid,. manevi feyiz ve ilahi hediyeler demektir. Vird, hak yolcusunun ana sermayesidir. Vird Allah dostlarının sırrı kabul edilmiştir. 0 sırra ve Allah dostluğuna ulaşmanın yolu virddir.[218][218]

Ebu Talib el-Mekkî, Kutu’l-Kulub eserinde virdlerle ilgili özel bölümde özetle şöyle der:

“Bil ki vird ve evrad; kulun Allahu Teala’ya ibadet etmek üzere gece ve gündüz, belirli bir vakitte tekrar ettiği ibadetlerin ismidir. Kul bu belirlediği vakitte kendisini, sevgilisi olan Cenab-ı Hakk’a verir ve O da, bunun karşılığını ahirette ona ikram eder.”[219][219]

Muhammed Emin Erbilî (k.s.) demiştir ki: “Kalbini başka şeyle meşgul eden ve günlük virdi olmayan veya olup da terk eden talebe, gaflet pislikleriyle kalbini kirletmiş olur. Emirleri yapmak ve tasavvuf yolunda yürümek onun için zorlaşır.”

Hz. Ömer’in, gece virdinden bir ayet-i kerimeyi okuyamadığı zaman, gündüzleri bayıldığı, hatta bu yüzden bir hasta gibi günlerce ziyaret edildiği rivayet edilmiştir.

Malik bin Dinar (r.a.) diyor ki: “Bir gece uyuya kaldım ve evradımı yerine getiremedim. Rüyamda birisi karşıma çıktı ve okuryazarlığın var mı? dedi. Var dedim. Şu yazıyı okur musun? dedi ve elime bir kağıt parçası verdi. Kağıtta; Dünyanın geçici ve aldatıcı nimetleri, ölümsüz olarak yaşayacağın Cennetin zevk aldığın bu uyku, ebedi saadetine yarayacak ibadetine mani olmuştur. Uyan, namaz kıl ve Kur’an-ı Kerim oku. Zira bunlar, uykudan hayırlıdır.”

Tacüddin (İbn-i Ataullah) İskenderî (k.s): “Kişinin devamlı edindiği virdi kendisini Allah’a yaklaştırır ve ancak cahiller virdi hakir görürler, halbuki vird sahibini yükseltir, ali makamlara çıkarır” demiştir.[220][220]

Büyük üstad Ebu Ali ed-Dekkak şöyle demiştir: “Manevi varidatlar (fayiz ve ihsanlar) virdlere bağlıdır. Kimin zahirde sürekli yaptığı bir virdi yoksa, onun sırlarında (iç aleminde) bir varidi (feyzi) yoktur.”[221][221]

Virdi olan gafletle de olsa vird çekmelidir. Gafletle çekilen zikir, hiç çekmeyip terk etmekten daha hayırlı ve kazançlıdır. Çünkü insan farkında olmasa da vücudu o anda Allah’ın zikri ile meşgul olur.

Büyük arif İbn-i Ataullah İskenderî (k.s) şöylr diyor: “O esnada Allahu Teala ile huzurda olmasan da, zikri terk etme! Çünkü zikir ettiğin halde Ondan gafil olman, zikir etmediğin zamanki gafletinden daha azdır. Umulur ki, böyle zikir, seni gafletten uyandırır ve huzura kavuşturur.”[222][222]

Ebu Osman’a şöyle bir soru soruldu: “Biz Allahu Teala’yı zikrediyor, fakat bunun zevkini ve halavetini kalbimizde bulamıyoruz.” Ebu Osman bu soruya, “şükrettiğiniz zaman sizi zikrin daha yüksek derecesine yükseltir. Zira şükrederseniz nimet ziyadeleşir.” diye cevap verdi.

Ebu Osman (k.s.): “Gafletin (ve zikirden uzak kalmanın) sıkıntısını çekmeyen, zikirdeki ünsün tadını bulamaz.” diyor.[223][223]-[224][224]

 

Kaç çeşit vird vardır?

Bu yolda vird olarak uygulanan üç çeşit zikir vardır. Birincisi kalp zikri, ikincisi letaif zikri, üçüncüsü de nefyu isbat zikridir. Bunları kısaca açıklayalım:

A- KALP ZİKRİ/VİRDİ

 

a) Kalp virdi nasıl verilir?

Kalp zikri dersi almanın/vermenin bazı şartları vardır:

1-Yukarıda anlatıldığı usullerde mürşide intisap edip adapları yapacak.

2-Sadatların isimlerini ezberleyecek.

3-Sağ elinin şehadet parmağı olacak.

 

b- Kalb virdi alması için mürid zorlanır mı?

Bu ders herkese tavsiye edilir, kendi irade ve arzusuna bırakılır, zorla yaptırılmaz. Zikir dersi isteyen müride ilk olarak kalp zikri verilir. Vekil, kimseyi virdini artırması için zorlayamaz. Kimsenin vird süresini takip etmesi gerekmez. Sofiye vird tavsiye ve teşvik edilir, kendi gönlü ile müracaat edenin virdi usulünce artırılır.

c- Kalb virdi nedir? İlk kaçtan başlar?

Kalbin üzerinde Lafza-i Celal, (Allah) zikri çekilir. Bu zikir en az beş bindir. Bu sayının altına düşülmez.

 

f) Kalb zikri nasıl artırılır?

Kalp virdi, en az aralıksız 4 ay çekilmek kaydı ile artırılır. Yani alınan bir zikrin vücuda yerleşmesi ve vücudun zikre alışması için en az 4 ay çekilmesi güzel olur.

Ancak özel durumlar ve gelişmeler olursa bu süreden önce de mürid mürşidine veya vekiline danışarak virdini artırabilir.

21 binden sonrası Letaif virdine girer.

•      Çocuklar kalb zikri alabilir mi?

Sadat-ı Kiram’ın isimlerini ezbere bilen ergenlik çağma gelmiş herkes beş bin kalb zikri alabilir. Onbeş yaşından küçük çocuklara, isterlerse vird dersi verilebilir, onbeş yaşına kadar beş binde devam ettirilir.

g) Sadatların ismini ezberleyemeyenlere ne virdi verilir?

Sadatların isimlerini ezberlemeyenlere kalp virdi verilmez. Sadat-ı Kiramın isimlerini                     

ezberlememiş kimselere isterlerse geçici ders ( acemi dersi) verilir.

 

B- LETAİF ZİKRİ

 

1- Letaif ne demektir?

Letaif, insan vücuduna yerleştirilmiş manevi, nurani cevherlere verilen bir isimdir. Bunlar gizli, sırlı ve iç bünyede saklı cevherlerdir. Baş gözüyle görülmezler, ancak gördükleri vazifelerden varlıkları anlaşılır. İnsanın aslı bunlardır. Bu cevherler mümin kafir her insanda mevcuttur.

 

2- Letaiflerin vücuttaki yerleri ve görevleri nedir?

Kamil mürşidler letaifleri ilim, tecrübe ve müşahede ile tanıyıp yerlerini ve vazifelerini tespit etmişlerdir.

Cenab-ı Hakk (c.c) insanı on asıl şeyden yaratmıştır. Beşi mahlukat alemi denilen halk alemindendir. Bunlartoprak, su, hava ateş ve nefistir. Bunların başkanı ve hakimi nefistir.

Ölçü ve hesap ile bilinebilen, gözle görülen ve incelenebilen cisimlerden oluşan aleme ‘Mülk alemi’ denir.

Diğer beş unsur ise, asılları alem-i emirden olan insani kalb, ruh, sır, hafi ve ahfadır. Bunların başkanı ve hakimi ruhtur.

His, hayal, yön ve mekanla sınırlanmayan, mesafe ve maddesi olmayan, Allahu Teala’nın ‘ol’ emri ve iradesi nin tecelli etmesiyle yaratılan şeylere ‘emir alemi’ denir.

Allahu Teala yüce kudreti ve ince hikmetiyle her iki alemin latifelerini aşk yoluyla aralarını birleştirmiş ve kaynaştırmıştır. Öyle ki bunlar birbirinden ayrılmak istemezler. Bu aşktan dolayı halk aleminin latifeleri emir aleminin latifelerini hükmü altına almıştır.

•    Letaiflerin Vücuttaki Yerleri:

 

Kalb, sol memenin dört parmak altındadır. İlahi huzur ve tecelliyat mahallidir.

Ruh, sağ memenin dört parmak altındadır. İlahi aşk ve muhabbet mahallidir.

Sır, sol memenin iki parmak üstündedir. İlahi marifet mahallidir.

Hafi, sağ memenin iki parmak üstündedir, ilahi tecelli ve nurlar içinde kaybolma mahallidir. Buna istiğrak denir.

Ahfa, göğüs kafesinin üst ucundan yani gırtlak çukurundan iki parmak kadar aşağıdır. İlahi sır mahallidir. Gizli ilimler ve tecelliler merkezidir. Burada elde edilen duruma izmihlal denir.

Nefs, latifesinin yeri iki kaşın ortasıdır.

Bütün latifelerin merkezi kalptir. Kalb ruhun sarayı hükmündedir. Terbiye olmamış nefs, devamlı kötülüğü emreden sıfatıyla kalbi tamamen hükmü altına aldığı zaman, kalbden Allah için hiç bir hayırlı amel çıkmaz. Bu durumda ruh da, nefsin arzularına bağımlı hale gelir. Artık kalb ve ruh asli vazifelerinden uzaklaşmış ve ölmüşçesine gaflete düşmüş olurlar. Bu hal perdelenmesi ve günahlarla kararmasıdır.

İnsanın bu durumdan kurtulması için çok ciddi bir tedaviye ihtiyacı vardır. Bu tedavinin en güzel ve en kolay yolu bir mürşid-i kamilin elinden tövbe alıp, kendisine intisap edip manevi terbiyeden geçmektir.

Mürşid-i kamil, kendisine intisap eden müride önce güzel bir tövbe yaptırır. Sonra zikir telkin eder. Bu zikrin nuru ilk olarak kalbe, sonraları diğer letaiflere sirayet eder. Zikre devam edildiğinde kalpten Allahu Teala’nın sevmediği ve razı olmadığı düşünceler silinip gider. Zikir kalbe iyice yerleşince her halde zikretme haline geçer, böylece gaflet yok olur. Zikir sayesinde insanın sıfatları değişir, insanda Cenab-ı Hakk’m razı olduğu ahlak ve sıfatlar oluşur.

Mesela münafıklık, nefsin kötü sıfatlarından birisidir. Vücuttaki su unsurunun özelliği ile irtibatlıdır. Suda, bulunduğu kabın şeklini ve rengini alma özelliği ve bulunduğu şartlara göre değişme sıfatı vardır. Bu sıfat, insana yansır ve iki yüzlülük meydana gelir. Ancak bu sıfat, mürşid-i kamilin terbiye, himmet ve tasarrufu ile alçak gönüllü olmaya dönüşür. Kalpten nifak ve yalancılık gider, yerini samimiyet ve mertliğe bırakır.

Ateş unsurundan kaynaklanan zulüm ve hiddet sıfatı, İslam’ın emir ve hükümleri karşısında gayrete, ince davranmaya ve rahmani taraftarlığa dönüşür.

Havadan ileri gelen kibir ve üstünlük taslama sıfat, izzet, vakar ve heybete dönüşür.

Toprak unsurundan kaynaklanan tembellik, uyuşukluk gibi durumlar, sabır ve efendilik sıfatına dönüşür.

Letaifleri hakîki vazifelerine döndürmek gevşemeyi gidermek için onların zikir nurları ile aydınlanması, temizlenmesi ve beslenmesi gerekir.

C- NEFY U İSBAT ZİKRİ

Letaif zikrinde başarılı olan müride Nefy u isbat zikri tarif edilir. Bu zikir, zikirlerin en faziletlisi olan “La ilahe illallah” zikridir. Buna Kelime-i Tevhid zikri de denir. Bunun zamanını da mürşid belirler. Bu zikrin çekiliş şeklini mürşidin kendisi veya bizzat görevlendirdiği bir kimse yapar.

Bütün bu terbiye ve zikirlerle elde edilecek sonuç zati zikirdir. Zati zikir, insanın bütün vücuduna yayılan, benliğini saran, kalbini Allah aşkında toplayan zikirdir. Bu zikir haline ulaşan kimse yürürken, otururken ve yatarken devamlı Allahu Teala’yı zikreder. Ayrıca zikir nuru onun bütün etine kemiğine yansır. 0 insan bu nur ile bütün eşyanın zikrini işitecek, hissedecek bir makama ulaşır. Artık her şey ona Allah’ı hatırlatır, her varlık bir ilim sebebi olur, hikmet öğretir, İlahi sevgisini artırır. Bunların sonu müşahede ve güzel ahlaktır. Müşahede, ihsan makamı olup Allahu Teala’yı görüyor gibi O’na kulluk yapmaktır.

 

 
7 Yorum

Yazar 24 Haziran, 2011 in Tasavvuf

 

Etiketler: , ,

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 317 takipçiye katılın